sonunda seçildiler. zira bu iş daha uzasaydı yağlı boyalarla, yollara dahi porselen dişli ve gururlu gülümseyişlerini resmedeceklerdi. ne yana dönsem ordaydılar kâbus gibi. seçimin bitişi ile yüzlerini daha az görecek olmayı, yurt çapında şenlikler düzenleyerek kutlamayı düşünüyorum. şimdi halay zamanı. ki değişen başka bişey olmıycağı kanaatindeyim.
"lütfi kibiroğlu' yla tamam inşallah!" ın yerini, "allahın izniyle bir dahaki sefere!" olarak değiştirirlerse ona lafım yok; yalnız iki çocuğuyla karısını ortada bırakıp sekreteriyle kaçan mahalle muhtarımızı görürsem işte ona iki çift lafım olur.
30 Mart 2009 Pazartesi
29 Mart 2009 Pazar
tafoni
zaman çok çabuk geçiyor ve ben üşengeç bir insanım, zilyon yıldır blog mlog yazmamışım.
peki neler oldu bu zaman zarfında?
hatırlamıycağım kadar çok şey olmuştur. o yüzden sondan başlayarak aklıma gelenleri yazıyorum.
babam perşembe akşamından planlamış olduğu bir takım şeyler yüzünden "hazır okul da yok, seninle ufak bi' işimiz var, p.tesi halledelim." dedi ve gizemli bi' şeyler olacağının çanları çaldı. sordum: ne işi? cevap alamadım ve konu geçiştirildi. aklımda ise tek bir soru: ulan kesin okuldan dersaneden kaydımı aldırıp reçmeci, overlokçu yapacak beni ;P( şimdi farkettim ki bu bi' soru değilmiş, düşünceymiş adeta). bu gizemli konuşma, cumartesi sabahı gideceğim dersaneyi saymazsam boş olacak 3 günümü en verimsiz şekilde değerlendirmemin de sebebidir (korkudan değil yahu, randevularımı buna göre ayarlamak zorunda kaldım).
dün de çok parası olan biri gibiydim, üstüne saçlarım falan da fönlü bi havalar. bakırköy, kokoreççi, üstüne waffle yesek mi, yok yapmayalım, 2 70'lik, arka masadakiler bizi mi dinleyip gülüyo?, eve geldim bacağımda bi' haller, topallıyorum.
artık resmen kısa saçlıyım, hem de yüzyıllardır olmadıkları kadar kısalar, kuaförden çıktığımda gözlerim dolmamıştı bile, haala da dolmadı, hoşuma gitti galiba. çılgın kuaför abdullah için avcumun içine "i love you apo" yazıp fotoğrafını çektirmek istemiyor değilim, fön çektiği saçlarımı emo style yaparak ve dudaklarımı büzerek.
arkadaşın daha önce görme fırsatına erişemediğim ve aa bak bu o çocuk diye tanıştırılmak istenmeyen kırığının oturduğu cafeyi en iyi gören yer olarak dersane içini seçip, bunun uğruna oturan bağyana kendimi tödere kaydettirip, çocuğu görmeye çalışmam sizce takdire şayan ve hakkını verdiğim bir liseli kız hareketi değildir de nedir? ( ayrıca diğer arkadaşın kırığı da dersane içindeki plazmalarda dönen tanıtım videolarında çokça gözüküyor diye durup bir de onu izledik, utandığımdan söylemiyorum ;P )
okula gidiyorum, bi' umut: bu sefer her şey yolunda. caalmm down baby! başta her şey güzel, kahvaltıya gidiyoruz, hmm başlıyor, sancı ve mide bulantısı, istifra ediyorum, bayılacağım dostlar, haydi okula iki adım kaldı, düşen tansiyonla birlikte bayılayazarken bi' yandan kontrolü elimde tutup ayakları koltuğa koyup yere yatarak kendi kendimi tedavi ediyorum, bu sırada yanımda dostlaaarrr ve.. şişman müdür. odasına gidiyoruz. durumumu alkol koması olarak değerlendirip, mesajlı konuşmalar yapıyor. istihbaratı güçlüymüş, ne sıklıkta içtiğimizi bile biliyormuş. e hoca soraydın söylerdik, anti kunti işler, istihbarat falan..
bu mevzuu açmadan önce soruyor, evden gelmiyorsunuz galiba? yoo ne alaka? nesi var? arkadaş: özel hocam. şişman: özelin de özeli tabii. sonra da patlatıyor bombayı, geceden kalmışlığımı ima ediyor. meşhur replik kafamda dönüyor, mecalim olsa konuşacağım ve: ne diyosun hoccaaaa, yannnlışş yappıyosun! diyeceğim, ocağı arkasına almış genç kadar cesur olacağım oracıkta ama olmuyor ve sadece "yaa hocam periyod.. you konow?". sesi kesiliveriyor ve babamın gelmesiyle eve gönderiliyorum. bu sırada yanımda olan dostlarımdan biri ise müdüre kıl olmuşluğun gözünü döndürmesiyle, tansiyonum düzelsin diye alınmış olan ayranı odadaki gösterişli yemek masasına döküyor bilerek. bu harekette de anneye kızdığı için onu cezalandırıp yatak çarşafını yırtan küçük çocuğu görebiliyoruz, eksik kalan hiç bir şey yok.
ertesi gün düşünüyorum gidip hocaya "hocam bi işkembe içtim, kendime geldim." diyeydim. ay onun seviyesine düşmiyceeem diyip vazgeçiyorum.
geçenlerde minibüste en arka 4lüdeyim. ön sıralardan biri kalkıp binen teyzeye yer veriyo, tipini tutmadı pek gözüm. sol tarafımdaki yer boşalıyo, kararsız kalıyo oturmuyo. bi' süre sonra sağ tarafım boşalıyo oturuyo, işkillendim ya bi' kere tetikteyim. kollarını kavuşturmuş el yavaştan geliyo farkındayım, amacını gerçekleştiremeden mükemmel bi' zamanlamayla napıyosun? diyorum, bi-bişey yapmıyorum diyor. 2 saniye durup şemsiyemle vuruyorum. durur musunuz? birileri itince inmesi kolay oluyor, yola devam ediyoruz. sabah sabah sinir, asabiyet.
büşü' yü özledim bi' de. tafoni de bi' kayaç türüdür. bilgimi verip terkediyorum burayı.
peki neler oldu bu zaman zarfında?
hatırlamıycağım kadar çok şey olmuştur. o yüzden sondan başlayarak aklıma gelenleri yazıyorum.
babam perşembe akşamından planlamış olduğu bir takım şeyler yüzünden "hazır okul da yok, seninle ufak bi' işimiz var, p.tesi halledelim." dedi ve gizemli bi' şeyler olacağının çanları çaldı. sordum: ne işi? cevap alamadım ve konu geçiştirildi. aklımda ise tek bir soru: ulan kesin okuldan dersaneden kaydımı aldırıp reçmeci, overlokçu yapacak beni ;P( şimdi farkettim ki bu bi' soru değilmiş, düşünceymiş adeta). bu gizemli konuşma, cumartesi sabahı gideceğim dersaneyi saymazsam boş olacak 3 günümü en verimsiz şekilde değerlendirmemin de sebebidir (korkudan değil yahu, randevularımı buna göre ayarlamak zorunda kaldım).
dün de çok parası olan biri gibiydim, üstüne saçlarım falan da fönlü bi havalar. bakırköy, kokoreççi, üstüne waffle yesek mi, yok yapmayalım, 2 70'lik, arka masadakiler bizi mi dinleyip gülüyo?, eve geldim bacağımda bi' haller, topallıyorum.
artık resmen kısa saçlıyım, hem de yüzyıllardır olmadıkları kadar kısalar, kuaförden çıktığımda gözlerim dolmamıştı bile, haala da dolmadı, hoşuma gitti galiba. çılgın kuaför abdullah için avcumun içine "i love you apo" yazıp fotoğrafını çektirmek istemiyor değilim, fön çektiği saçlarımı emo style yaparak ve dudaklarımı büzerek.
arkadaşın daha önce görme fırsatına erişemediğim ve aa bak bu o çocuk diye tanıştırılmak istenmeyen kırığının oturduğu cafeyi en iyi gören yer olarak dersane içini seçip, bunun uğruna oturan bağyana kendimi tödere kaydettirip, çocuğu görmeye çalışmam sizce takdire şayan ve hakkını verdiğim bir liseli kız hareketi değildir de nedir? ( ayrıca diğer arkadaşın kırığı da dersane içindeki plazmalarda dönen tanıtım videolarında çokça gözüküyor diye durup bir de onu izledik, utandığımdan söylemiyorum ;P )
okula gidiyorum, bi' umut: bu sefer her şey yolunda. caalmm down baby! başta her şey güzel, kahvaltıya gidiyoruz, hmm başlıyor, sancı ve mide bulantısı, istifra ediyorum, bayılacağım dostlar, haydi okula iki adım kaldı, düşen tansiyonla birlikte bayılayazarken bi' yandan kontrolü elimde tutup ayakları koltuğa koyup yere yatarak kendi kendimi tedavi ediyorum, bu sırada yanımda dostlaaarrr ve.. şişman müdür. odasına gidiyoruz. durumumu alkol koması olarak değerlendirip, mesajlı konuşmalar yapıyor. istihbaratı güçlüymüş, ne sıklıkta içtiğimizi bile biliyormuş. e hoca soraydın söylerdik, anti kunti işler, istihbarat falan..
bu mevzuu açmadan önce soruyor, evden gelmiyorsunuz galiba? yoo ne alaka? nesi var? arkadaş: özel hocam. şişman: özelin de özeli tabii. sonra da patlatıyor bombayı, geceden kalmışlığımı ima ediyor. meşhur replik kafamda dönüyor, mecalim olsa konuşacağım ve: ne diyosun hoccaaaa, yannnlışş yappıyosun! diyeceğim, ocağı arkasına almış genç kadar cesur olacağım oracıkta ama olmuyor ve sadece "yaa hocam periyod.. you konow?". sesi kesiliveriyor ve babamın gelmesiyle eve gönderiliyorum. bu sırada yanımda olan dostlarımdan biri ise müdüre kıl olmuşluğun gözünü döndürmesiyle, tansiyonum düzelsin diye alınmış olan ayranı odadaki gösterişli yemek masasına döküyor bilerek. bu harekette de anneye kızdığı için onu cezalandırıp yatak çarşafını yırtan küçük çocuğu görebiliyoruz, eksik kalan hiç bir şey yok.
ertesi gün düşünüyorum gidip hocaya "hocam bi işkembe içtim, kendime geldim." diyeydim. ay onun seviyesine düşmiyceeem diyip vazgeçiyorum.
geçenlerde minibüste en arka 4lüdeyim. ön sıralardan biri kalkıp binen teyzeye yer veriyo, tipini tutmadı pek gözüm. sol tarafımdaki yer boşalıyo, kararsız kalıyo oturmuyo. bi' süre sonra sağ tarafım boşalıyo oturuyo, işkillendim ya bi' kere tetikteyim. kollarını kavuşturmuş el yavaştan geliyo farkındayım, amacını gerçekleştiremeden mükemmel bi' zamanlamayla napıyosun? diyorum, bi-bişey yapmıyorum diyor. 2 saniye durup şemsiyemle vuruyorum. durur musunuz? birileri itince inmesi kolay oluyor, yola devam ediyoruz. sabah sabah sinir, asabiyet.
büşü' yü özledim bi' de. tafoni de bi' kayaç türüdür. bilgimi verip terkediyorum burayı.
24 Şubat 2009 Salı
hepimiz rakçıyız
radyo ve televizyon gazetecileri tarafından, en iyi haber bülteni ödülüne layık görülen star haberde bu da söylendi: akp, chp, sp Fark Var adlı şarkı için, ünlü rock grubu Ceza' nın peşinde.
ünlü rock grubu ceza anasını satayım.
ünlü rock grubu ceza anasını satayım.
23 Şubat 2009 Pazartesi
teyze
bugün okulda ufo' nun ( aslında markası kumtel fakat, kağıt mendile selpak demek gibi düşün bu ufo' yu) kablosu ve priz yandı. bunu farkedene kadar herkes salak gibi kimin saçı yanıyor, kimin üstü tutuştu diye birbirini kontrol edip, ben değilim sen kokuyosun diye tartıştı. koku gittikçe arttı, anladık ki priz yanıyor. diğer ufo' nun da fişini çıkarıp, kolonları takıp müzik dinliyoduk. üşüdük bi' güzel tüm gün.
sabah uyanıp kar görünce, bir sevindim ki sorma. ama burası dağ başı, burda tutuyor; okula gidiyorum yok kar mar. neyse, öss başvurusu için gidince fotoğrafımızı çekiyolarmış, tüm belgelerde o kalıcakmış falan. biz de saçlarımız ıslandı, avelleşti diye, yarına bıraktık başvuruları. bankaya gittik büşü' yle, para yatırmaya. sıra 210lardayken, benimki 245ti. bekledik biraz, koltuk boşalınca oturduk. biz ayaktayken bizi dinleyip neredeyse muhabbetimize ortak olmak için hamle yapması beklenen kadın da kalan 2 kişilik yere biz oturduğumuz halde, şansını denedi. olmadı. adeta trip atarak dönüp gitti.
okul iyice okul olmaktan çıktı, benden söylemesi.
ayrıca sözüm size, alışverişten poşetlerle dönerken minibüse/ otobüse binip, sanki mecburlarmışçasına, yer vermesi için gençlerin gözünün içine bakan orta yaşlı teyzeler. size yer vermedim, vermem. sabahki çocuk kalkıp verdi ama o da pişman, hissediyorum.
ulan bari teşekkür et. ama yoook o zaten o çocuğun yapması gereken bi' şey ya, teşekkür edilmesi gerekmiyor tabi. sinir oluyorum sana yer isteyen teyze.
sabah uyanıp kar görünce, bir sevindim ki sorma. ama burası dağ başı, burda tutuyor; okula gidiyorum yok kar mar. neyse, öss başvurusu için gidince fotoğrafımızı çekiyolarmış, tüm belgelerde o kalıcakmış falan. biz de saçlarımız ıslandı, avelleşti diye, yarına bıraktık başvuruları. bankaya gittik büşü' yle, para yatırmaya. sıra 210lardayken, benimki 245ti. bekledik biraz, koltuk boşalınca oturduk. biz ayaktayken bizi dinleyip neredeyse muhabbetimize ortak olmak için hamle yapması beklenen kadın da kalan 2 kişilik yere biz oturduğumuz halde, şansını denedi. olmadı. adeta trip atarak dönüp gitti.
okul iyice okul olmaktan çıktı, benden söylemesi.
ayrıca sözüm size, alışverişten poşetlerle dönerken minibüse/ otobüse binip, sanki mecburlarmışçasına, yer vermesi için gençlerin gözünün içine bakan orta yaşlı teyzeler. size yer vermedim, vermem. sabahki çocuk kalkıp verdi ama o da pişman, hissediyorum.
ulan bari teşekkür et. ama yoook o zaten o çocuğun yapması gereken bi' şey ya, teşekkür edilmesi gerekmiyor tabi. sinir oluyorum sana yer isteyen teyze.
17 Şubat 2009 Salı
ejderha
hastayım dostlar. kan kusuyorum öksürürken, akciğerlerim mahvolmuş ve hastalık ileri safhalarda.. yok yalan söylüyorum ama kötüyüm cidden, gün boyu öksürdüm falan. zaten kansızım her daim elim ayağım buz, hastalıktan takır takır dişlerim birbirine vura titredim iyice, yoruldum resmen.
neyse..
bugün okula şu karrrrizzmatikkaaaa tıraş bıçaklarından dağıtmak için gelen 2si kız 1i erkek gruptan erkek olanı da güzeldi hani. valla abazanlık değil, görsen dibin düşerdi belki de ben cool davranıp güzeldi diyorum sadece.
boş olan son iki ders makyaja başladık, kendimizi durduramadık, okuldan çıkarken "naaptık lan biz, tipe bak. " dedim ama iş işten geçmişti.
ayran içip ayrı düştüğümüz arkadaşlarımız hakkında konuştuk kızlarla epey. ayrı düştük derken burnumuzun dibindeler lâkin gönüller bir değil sanki. şaşırdık, üzüldük.. atsan atılmaz; satsan satılmaz ;P ciddi anlamda aklımda ufak bir şekilde yer etmeyecek, beni sinirlendirebilecek, üzebilecek, sevindirebilecek bir değer taşımayan insanlara başka kafalar yaşatıp; bir şekilde alakadar olmamızı sağladıklarından yahut onlar yüzünden bizi bi' şeylerin hesabını kitabını yapmak zorunda bıraktıklarından ötürü sinirlendik..
çıkışta büşü, gizem ve gözdeyle burger. hardallı. dedikodu. son sene çıldırmış gibi çiftleşen ( çift olmak, sevgili olmak ) okul insanları. anılar. erotizm. yös. ah be nerde o eski liseli kızlar.
falan derken kalktık, eve geldim işte.
metabolizmama sesleniyorum: hacı az dur yavaş yaa.
kilo almak istiyorum. hayır yani yemekle olucak iş değilmiş, test edip onaylıyorum yıllardır. yani yeme olayımın sıklığını ve miktarını düşünemezsiniz, o derece. olmuyor.
burnumdan ateş soluyorum, ateşim çıktı, burdan bunu anlıyoruz. bu arada annem isim-şehir oynarken E harfiyle hayvan sorusuna ejderha yazan ve ne pahasına olursa olsun oyunu kazanmak amacıyla gözü döndüğünden, onun nesli tükenen bir hayvan olduğu konusunda ısrar edip; canla başla, savaş veren bir kadın. burundan ateş solumak diyince aklıma geldi.
neyse..
bugün okula şu karrrrizzmatikkaaaa tıraş bıçaklarından dağıtmak için gelen 2si kız 1i erkek gruptan erkek olanı da güzeldi hani. valla abazanlık değil, görsen dibin düşerdi belki de ben cool davranıp güzeldi diyorum sadece.
boş olan son iki ders makyaja başladık, kendimizi durduramadık, okuldan çıkarken "naaptık lan biz, tipe bak. " dedim ama iş işten geçmişti.
ayran içip ayrı düştüğümüz arkadaşlarımız hakkında konuştuk kızlarla epey. ayrı düştük derken burnumuzun dibindeler lâkin gönüller bir değil sanki. şaşırdık, üzüldük.. atsan atılmaz; satsan satılmaz ;P ciddi anlamda aklımda ufak bir şekilde yer etmeyecek, beni sinirlendirebilecek, üzebilecek, sevindirebilecek bir değer taşımayan insanlara başka kafalar yaşatıp; bir şekilde alakadar olmamızı sağladıklarından yahut onlar yüzünden bizi bi' şeylerin hesabını kitabını yapmak zorunda bıraktıklarından ötürü sinirlendik..
çıkışta büşü, gizem ve gözdeyle burger. hardallı. dedikodu. son sene çıldırmış gibi çiftleşen ( çift olmak, sevgili olmak ) okul insanları. anılar. erotizm. yös. ah be nerde o eski liseli kızlar.
falan derken kalktık, eve geldim işte.
metabolizmama sesleniyorum: hacı az dur yavaş yaa.
kilo almak istiyorum. hayır yani yemekle olucak iş değilmiş, test edip onaylıyorum yıllardır. yani yeme olayımın sıklığını ve miktarını düşünemezsiniz, o derece. olmuyor.
burnumdan ateş soluyorum, ateşim çıktı, burdan bunu anlıyoruz. bu arada annem isim-şehir oynarken E harfiyle hayvan sorusuna ejderha yazan ve ne pahasına olursa olsun oyunu kazanmak amacıyla gözü döndüğünden, onun nesli tükenen bir hayvan olduğu konusunda ısrar edip; canla başla, savaş veren bir kadın. burundan ateş solumak diyince aklıma geldi.
16 Şubat 2009 Pazartesi
gün
okula geç kaldım yine. 4 ders ali hoca' nın gibi bi' şey oldu. bugün uyumadım ve batak oynamadım. analitikte bile müzik dinleyip not tuttum.
kafeteryaya gidicekken şişman müdür kapının önünden bizim binaya doğru bakıyor, bizi kesiyordu. biz de gitmekten vazgeçip, bombastik şarkılar eşliğinde kürklü kapişonlarımızı kafamıza geçirip, yaylanarak ona baktık narod' la. hatta ayo technology' i ona bakarak söyledik. çok saçma sapan gözüktük ama eğlendik evet. hatta bazen şey bile yapıyoruz, kulaklıklar kulağımızdayken gaza gelmişsek, yahut bahçe boşsa ve kendi binamıza doğru yol alıyorsak kızlarla; klip kızları gibi, o an milyonlarca fotoğraf makinesi ve kamera bize dönmüşçesine, topuklu giymiş gibi yaylanıp havalanarak yürüyoruz. destiny' s child hesaabı ;P istemsiz ama farkedince çok gülüyoruz.
çıkışta büşü' ler kumaş almaya falan gitmişler, mezuniyet kıyafeti için. biz de gizem' le burger' a gidip hardallılarımızı yedik, mezuniyet ve estetik üzerine muhabbet ettik.
eve geldim ve koltukta kardeşimle uyuyup kaldım, uyandım geldim. şimdi gidip kahve falan alıcam. bom boş günümü de buraya aktarmaktan çekinmedim, utanmadım.
kafeteryaya gidicekken şişman müdür kapının önünden bizim binaya doğru bakıyor, bizi kesiyordu. biz de gitmekten vazgeçip, bombastik şarkılar eşliğinde kürklü kapişonlarımızı kafamıza geçirip, yaylanarak ona baktık narod' la. hatta ayo technology' i ona bakarak söyledik. çok saçma sapan gözüktük ama eğlendik evet. hatta bazen şey bile yapıyoruz, kulaklıklar kulağımızdayken gaza gelmişsek, yahut bahçe boşsa ve kendi binamıza doğru yol alıyorsak kızlarla; klip kızları gibi, o an milyonlarca fotoğraf makinesi ve kamera bize dönmüşçesine, topuklu giymiş gibi yaylanıp havalanarak yürüyoruz. destiny' s child hesaabı ;P istemsiz ama farkedince çok gülüyoruz.
çıkışta büşü' ler kumaş almaya falan gitmişler, mezuniyet kıyafeti için. biz de gizem' le burger' a gidip hardallılarımızı yedik, mezuniyet ve estetik üzerine muhabbet ettik.
eve geldim ve koltukta kardeşimle uyuyup kaldım, uyandım geldim. şimdi gidip kahve falan alıcam. bom boş günümü de buraya aktarmaktan çekinmedim, utanmadım.
15 Şubat 2009 Pazar
acığ
ha bi' de resmen acı çekiyorum. yemek yeme olayı hayatımdaki en büyük zevklerdendir ve sınır tanımam bu konuda. ama nasıl anlatıyım şimdi bak, dilini üst dişlerinin üstüne koy yukarı yukarı çık, durdun şimdi bi yerde. bitti o boşluk. hah tam oraya bir diş fırçası darbesi geldi, düşman başına. bunun yanında boğazımda bir acı. karın ağrım çok şımardı, ısrarcı, devam ediyor. tabi bunlar yeme performansımda düşüklüğe sebep olan şeyler. hiç hoşnut değilim, ki ben acı ve ağrıyı severim esasen. böyle bi' yandan durdurmak isteyip diğer yandan devam etsin isterim. hele diş ağrısından aldığım haz ayrıdır yani. ama bu kadarı fazla.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
